"KUZEY YILDIZI" nasıl bir anlam ifade ediyor ?

Kuzey Yıldızı oldukça iddialı bir isim. 

Bizim iddiamız saldırı altındaki varlığımıza değerlerimize sahip çıkmaya bir çağrı olarak okunmalıdır.

İddiası olmayanlar sıradanlaşmaktan kurtulamaz.

Her koşulda bizi karanlıktan çıkarabilecek, yön bulmamızı sağlayacak güçlü bir ışığa ihtiyacımız var. 

Bütün değerlerin köklerinden sökülüp havada savrulduğu, tutunma noktalarının kırıldığı, insani değerlerin saldırıya uğradığı, yapay ışltılı bir dünyada geleceklerinin çalındığı günümüzde                  biz kendimize bilimin yol göstericiliğini temel alan gerçek bir pusula seçtik.

Bizler; İnsan iradesinin sistemli saldırılar sonucu önemsizleştirilmeye çalışıldığı, insanlığı bir bütün olarak yalnızlık hapisanesinde çürüten, hiçleştiren, bu saldırılara karşı, işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin tarihsel birikimini sahiplenerek, dayanışmayı ve bilimi kuşanarak irademizi güçlendirerek yanıt vermeyi seçtik.

İnsanlık tarihi boyunca iradenin önemini temel alan, nesnel koşulları sınıfsal bir bakışla okuyan ve anlamlandıran bir bilimi, diyalektik yöntemi, materyalist tarih anlayışını kendimize rehber edindik.

"Anlamanın tek yolu gerçeğin bilgisine sahip olmaktır." 

Bilgiye erişmek için doğru bir yöntem ve sabırlı bir çabaya ihtiyacımız olduğunu biliyoruz.                  En değerli şeyin zaman olduğunu da akıldan çıkarmadan sahip olduğumuz zamanı boşa geçirmeden verimli kullanacağız. Yaşamlarımızı üretken olduğumuz noktalarda yoğunlaştırarak yeni sorular sormaya ve bu sorulara birlikte yanıtlar aramaya çalışaşacağız.

Düzen bir an bile olsun peşimizi bırakmadan  bizi kendi konfor bataklığına çekmeye çalışıyor. Tembellik etmemizi, boşa zaman geçirmemizi, metalaşmış bir haz peşinde koşmamızı, yaşamlarımızın biricik ve çok değerli olduğunu, içi boş bir narsizme tapınmamızı istiyor. Markaların, imajların dünyasında inşa edilen yapay kimlikler sunuyor. Hepimizi tekleştiren, aynılaştıran, duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı en ince ayrıntısına kadar planlayarak  bizi çürümüş düzeni içinde tutmaya çalışıyor.

 Ve bu ışıltılı dünya her seferinde bizim gözümüzü kör ediyor gerçekleri görmemizi zorlaştırıyor. 

Bizi bütünüyle teslim almaya çalışıyor. 

Hiçbir bireyin bu basınca tek başına karşı koyması mümkün değil. Bu nedenle yaşamları saldırıya uğrayanların, bir araya gelmesini,  güç oluşturarark birlikte mücadele etmesinin zorunlu olduğunu görüyoruz.

Birey, fiziksel olarak yalnız olabilir ancak düşlerini ve eylemini birleştirdiği ortaklaştırdığı ve kendini oraya ait hissettiği büyük sahici bir güce dayanmalıdır.                                                                                Bu güç, tarihin sürükleyici enerjisine sahip üretici tek sınıf olan işçi sınıfıdır. 

İşçi sınıfının bir parçası, tarihsel eyleminin izsürücüsü ve eyleyicisi olmak gerçek bir kimlik inşasıdır.

Ancak bu sadece söylemekle olacak bir şey değil. Bu iddiayı ve inşayı İşçi sınıfının tarihsel eylemine, hafızasına, biriktirdiklerine ve bıraktığı canlı mirasa sahip çıkarak gerçekleştirebiliriz.

Anlık dönemsel heyecanlarla sınıfsal bir kavrayıştan uzak, maceracı tutumlarla bir sınıf kimliği inşa edemeyiz. Bu süreklilik içeren, bilinçli, sabırlı geçmişin referanslarına dayanan aktif bir çabanın ürünü olabilir. 

Dünya üzerinde iki sınıf var. Burjuvazi ve Proletarya yani diğer adıyla işçi sınıfı. Biz hem sınıfsal konum itibarıyla hemde düşünsel olarak çıkarı işçi sınıfından yana olanların tarafındayız.                    Ve işçi sınıfı bugünkü baskı ve sömürü aygıtını parçalayıp yerine kendi iktidarını kurana kadar bu mücadelenin kendi yaşamlarımıza sığan kısmında iddiamıza sahip çıkarak ve elimizden gelen bilinçli katkıyı koyarak tarihsel sürekliliği sağlamakla yükümlüyüz. Bu tamamen gönüllü ve kavradığımız oranda aidiyet hissedebileceğimiz, sorumlu davranacağımız,  emek harcayacağımız bir seçenektir.

Bizden önceki kuşakların bize emanet ettiği güçlü mirasın iz sürücüleri olarak yaşamlarımızı dağınıklıktan kurtarıp bu noktada odaklanmayı başarmamız gerekiyor. Bireysel önceliklerimizin yerine sınıfsal mücadelenin gerektirdiği sorumluluklar öne çıktıkça kendi kişiliklerimizde bir başkalaşım yaşayarak  geleceği kuracak bireyin inşasını gerçekleştirebiliriz. Bizi yalnızlıktan kurtaracak olan şey tekleşmekten bizleşmeye yapacağımız bilinçli, iradi tercihe dayalı yolculuktur.

İnsanlığı çürüten, geleceksizleştiren, tutsak eden, konfor alanlarına savaş açmadan ne kendimizde ne de içinde yaşadığımız toplumda bir değişim yaratamayız.

Sınıflı toplum düzeni hergün, hepimizi kendi kirli ilişkilerinde eritmeye, kimlikssizleştirmeye, inşa ettiği konformist, şükürcü, edilgen sürüye dahil etmeye çalışıyor.

Burada tek bir şey öne çıkıyor bilinçle yoğrulmuş güçlü bir kolektif irade.

Yaşamlarımızı bu iradenin yoğunlaştığı alanda örgütlü bir varoluşla yenileyebiliriz.

Kapitalizmin baskı ve kurallarına sessizce boyun eğen teslimiyetçi tutumu ancak bilinçli örgütlü kararlı bir iradeyle geriletebiliriz.

Kendi yaşamlarına irade koyamayan boşvermişliğin çürüten basıncından kurtulmak için savaş açmayan kişi bir değişimin öznesi olamaz.

Bizim bir araya gelme nedenimiz bir iradeyi açığa çıkarmak, güçlendirmek ve kendimizi bilimin yol göstericiliğinde yıkıp yeniden inşa etmektir. 

Önce kendi içinde bulunduğumuz durumu anlamak ve bu kuşatmayı parçalayıp buradan nasıl çıkacağımızı saptamak, görünür, anlaşılır kılmak zorundayız.

İnsan tarihin öznesidir, değişir değiştirir.

Bu nedenle okumak bilgiye erişmek, sorgulamak, kendimizi değiştirmek, güçlendirmek zorundayız.

Onların korktuğu ve açığa çıkmasını her türlü yol ve yöntemle bastırmaya çalıştığı bu iradeyi bizler de en az bizden korkanlar kadar önemsemeliyiz.

Bilinçli ve örgütlü bir irade herşeydir. 

Bütün toplumu tek başınalığa, çaresizliğe, hepsetmeye çalıştıkları kafamızın içindeki hücreleri parçalayarak başlayacağız. Sınıflı toplum düzeninin önümüze çıkardığı bütün sorulara birlikte tartışarak yanıtlar üreteceğiz.

Sınıflar mücadelesinin bütünsel mirasını sahipleneceğiz. Edebiyat, Sanat, Bilim, bütün kültürel üretimler, insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bütün toplumu esir alan hazcılık, kendiliğindencilik, dağınıklık, bireysel bencillik, boşvermişlik, tembellik, amaçsızca tüketim, bilinçli örgütlü iradenin en büyük düşmanlarıdır.

İnsanın düzen tarafından hiçleştirildiği, görünmez kılındığı koşularda, bu tür tutumlar, herşeyin sahte bir gösteriye dönüştüğü, insanın yanlış bir varlığını gösterme biçimi olarak ortaya çıkıyor.

Günümüzde konformist saldırının vurduğu yer tam da burasıdır.                                                              Sistem bireyi yücelten, toplumsal düşünceyi küçümseyen, imkansızlayan, bir yalanı yaymak kitleleri hareketsiz kılmak istiyor. Büyük oranda da başarıyor.

Biz tarihten biliyoruz ki, ezilen sınıflar ancak örgütlü bir güç haline geldiğinde tarihin öznesi olma, bu ilerici rolünü oynayabilme yeteği kazanırlar. 

Bu bilinçle biz de sınıflar mücadelesinin tarihsel birikimini kendi tarihimizin bir parçası olarak referans alıyoruz.

Kutup Yıldızı bilimlerin bilimi diyalektik ve tarihsel materyalizmin yol göstericiliğini simgeliyor.

Kendimizden başlayarak enerjimizi, bilgimizi, emeğimizi, çalışmanın verimi, üretkenliği için harcamayı başarabilirsek bu noktada yoğunlaşabilirsek bu çalışmayı anlamlı nitelikli bir güce dönüştürebiliriz.

Toplantıların sürekliliği ve tartışmaların yoğunluğu niteliksel sıçramanın zeminini oluşturuyor.            Toplantı öncesi notlar almak, hazırlık yapmak ve düşünce belirtmek, farklı fikirlerimizi söylemek hepimiz için bu inşaya katkı  sağlayacaktır. 

Her toplantıyı sabırsızlıkla bekleyen, orada aktaracağı düşünceler biriktiren, günlük yaşamda karşılaştığımız tüm soru ve sorunları toplantılarda paylaşan, belli bir bakış açısıyla yorumlama yeteneği kazanan ve kendini her gün yenileyerek, öğrenerek aşan, içinde yer aldığı bütünün parçası olduğu duygusunu taşıyan ve o sorumlulukla davranan, eskiyi yıkan, yeniyi yaratma iradesi ortaya koyan bir kimlik inşası amacını gerçekleştirmeyi önemsiyoruz.

Grubumuzdaki her birey tek başına çok önemli ve değerlidir. Ancak bu tekliğin belli yaşamsal tercihlerde ortaklaşmış  bizleşmeyi önüne hedef olarak koymuş dinamik bir gücün parçası olması farklı bir öneme sahiptir. 

"Biz" her zaman "ben" den daha güçlüdür önemlidir. Bu ben in yok sayılması değil, daha üretken daha yaratıcı hale gelmesinin dayanışmayı temel alan bireyin ayrılmaz bir parçasıdır. Biz ve ben i parça bütün ilişkisi içinde ele alıyoruz. Biz'in inşası ancak bilinçli ben'lerin aktif katkılarıyla oluşabilir.

Bu aidiyetin oluşması koyduğumuz emeğe bağlı olarak zaman alacaktır. 

Hepimiz burjuva ilişkilerin içinde nefes alıp veriyoruz.                                                                            Burjuva ideolojisi aralıksız her an yaşamlarımıza sızmaya çalışıyor.

Bir çok şeyin farkında olamayabiliyoruz.                                                                                                  Bir araya gelme nedenimiz birbirimize ayna tutmamız olacak.                                                          Kendimizi ancak üretken ilişkilerin içinde anlamlandırabiliriz. 

Birbirimizi etkileme, değiştirme gücümüzü açığa çıkararak güçlenebiliriz.

"Hayatın iyi bir seyircisi olmaktansa kötü bir oyuncusu olmayı tercih ederim." diyen

                                                                                                                  Yılmaz GÜNEY ' in deyişiyle

Bizler hayatın kötü oyuncuları olmayı göze alarak başlayabiliriz.

Önemli olanın kendimizi korkusuz, kaygısız, ifade edebileceği bir ortamın yaratılması olduğunu saptamak gerekiyor. Bu konuda sorumluluk hepimize düşüyor. 

Hepimiz mutlaka konuşacağız!                                                                                                Mutlaka okuyacağız!                                                                                                                Mutlaka eleştireceğiz! 

Birlikte gelişeceğiz güçleneceğiz!

"Mükemmel iyinin düşmanıdır"

Hayatta hiç bir şey tam ve mükemmel değildir.                                                                        Yıkıp yeniden yapmaktan korkmayacağız.

Alınganlık küçük burjuva ideolojisinin ürünüdür. Hiç bir konuda alınganlık göstermeyeceğiz.          

Marks'ın en sevdiği iki deyiş var.

* İnsani olan hiç bir şeye yabancı değilim!  

* Herşeyden kuşkulan!

Senin yaşadığın herşey daha önce başka insanların da yaşadığı şeylerdendir. Bu nedenle aramızda konuşulamayacak hiç bir konu yok demektir. Bilimin ışığında, doğru bir zeminde, doğru bilgiye dayanan biçimde her konuyu konuşabilir tartışabiliriz.

Ve her konuda mutlaka kuşkularımız olmalı. Her anlatılanı sorgulamadan kabullemeyeceğiz.            Bizi ileriye taşıyacak olan bilimin kuşkuculuğudur.

Sorular sormaktan vazgeçmeyeceğiz.

Tek başına bir insan çok rahat davranabilir, çabuk karar verebilir, hızlı hareket edebilir, sonuçlarına katlanabileceği eylemlere girişebilir. Ancak bir kişiden fazla olunan her yerde sorumluluğumuz artar ve bütünü hesap ederek davranma refleksi geliştirmek gerekir. Kolektifin parçası olma duygusu bütün adına sorumluluk duymayı gerektirir. Ürettiğimiz iyi de kötü de hepimizindir.

Hepimiz bireysel birikimlerimizi deneyimlerimizi her neyimiz varsa çalışmaya katarak, paylaşarak çoğaltabiliriz. Biz buna kolektif çalışma yani örgütlülük diyoruz. Biz olmak başka bir duyarlılık ve sorumluluk gerektiriyor. Farkında olduğumuz oranda güçleneceğiz, büyüyeceğiz, çoğalacağız.    Hepimiz parçası olduğumuz bütünün sorumluluğunu duyarak davranmayı öğreneceğiz.

Benim olandan bizim olana yolculuğumuz bilinçli bir iradeyle örgütlü davranışla sürecek.

Anlamsızlığa karşı, ANLAM

Savrulmaya karşı,  KÖKLERE TUTUNMA

Yalnızlaştırmaya karşı,  BİZLEŞME, ÇOĞALMA, DAYANIŞMA

Yozlaşmaya karşı, BİLİMİN YOLUNDA OKUMA ÖĞRENME

Umudu büyütmek için İŞÇİ SINIFINA

İŞÇİ SINIFI BİLİMİYLE HAYATA YÖN VERMEYE !


kuzey yıldızı



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YİTİP GİDEN AKASYA KOKULARI

Yabancılaşmanın ışığında Franz KAFKA' nın DÖNÜŞÜM

AYIŞIĞI SOKAĞI - STEFAN ZWEİG